Olmasaydı sonumuz böyle

TÜRKİYE’nin tarihi, “farklı” olduğu için azarlanan, kovulan/kovalanan, sürgüne/cezaevine yollanan, hatta öldürülen insanların da tarihidir.

Haberin Devamı

Örneği de çoktur, “farklı”, “öteki” olmanın... Öyle kılınmanın, bahanesi de...

Hemen herkesin bir şarkısını ıslığına aldığı Ahmet Kaya da, bizim “farklı” olduğumuz için dışlanan yanımızdı.

Ama an geldi, biz sustuk o şarkılarını söyledi.

* * *

Bir yanı isyancı, bir yanı -kimine göre- arabeskti şarkılarının.

Olsun varsındı... Her seferinde içimize işledi.

Attila İlhan’ın en delikanlı dizelerini biraz da onunla keşfetti genç kuşaklar.

Bir “an”da herşeyin nasıl değişebildiğini de:

“An gelir /ömrünün hırsızıdır /her ölen pişman ölür

hep yanlış anlaşılmıştır /hayalleri yasaklanmış

an gelir şimşek yalar /masmavi dehşetiyle siyaset meydanını...”

* * *

O şimşeğin dehşetinde, yine İlhan’dan, o “mahur beste”den mülhem; öyle gitti sürgüne, o “şölen” gecesinden:

“Şenlik dağıldı bir acı yel kaldı bahçede yalnız

Haberin Devamı

Gitti dostlar şölen bitti ne eski heyecan ne hız

Yalnız kederli yalnızlığımız da sıralı sırasız...”

Ve 16 yıl önce 16 Kasım’da gurbette öldü.

Paris’te sabahın 7’sinde durmuş kalbi; eşi ve 12 yaşındaki kızı onu koridorda, boylu boyunca yatarken bulmuşlar.

Uzaksa memleketinden, “fişlenmişse, adı eşgali bilinmekteyse, üstelik göğsünde, yani tam şurasında, kirli sakalıyla bir eşkıya gezinmekteyse”...

Hele sardıysa memleket hasreti...

Başı belada, yüreği dardaydı elbet.

* * *

Hani “O mahur beste çalar, Müjgan’la ben ağlaşırız” diyordu ya şarkısında...

“Müjgan”ın Arapça kirpik anlamına geldiğini de belki öyle öğrendi insanlar.

Bir anda, sözüyle-sazıyla, tek başınalığını...

Kirpiğiyle başbaşa ağlamanın, yalnızlığını...

* * *

Şarkılarına söz veren Yusuf Hayaloğlu da gitti ardından.

O da kalktı masadan.

Kaya 43 yaşındaydı ayrılırken. Hayaloğlu, 56 yaşında.

“Biz üç kişiydik” şiirindeki Bedirhan, meğer Ahmet Kaya imiş.

Suphi ise Hayaloğlu. Bir de Nazlıcan...

Kendi deyişleriyle, “Üç intihar çiçeği”...

Ve usulca bir seda; “Hoşçakal iki gözüm hoşçakal”.

* * *

Sevin, sevmeyin... Tartışın, görüşlerini reddedin, ağız dolusu eleştirin... Kızın, söylenin hatta.

Ama “farklı”yı yok etmeyin.

“Farklı” olduğu için başka ülkeleri, şehirleri, çiçekleri, yemekleri, kıyafetleri, tatil yerlerini, filmleri çok bi sevebilen insanoğlunun, mevzu insanın “farklılığı” olunca düştüğü/düşürüldüğü bu yaman, bu hazin, acınası çelişkiyi anlayın.

Haberin Devamı

“Farklı”nın bir zenginlik fırsatı olabileceğini kabullenmek, ona (da) adil, diğerkâm davranılmasını beklemek, öyle hissetmek, bu kadar mı zordur.

Yargılarımızın, bize hak gelen duygularımızın polisi-savcısı-hakimi-infazcısı olmayalım yeter.

* * *  

Hemen herkes dinledi Ahmet Kaya’yı.

Soldu, sağdı demeden, o “mahur besteler”i efkarla dinledi.

Bir şarkıyı sevmek başka şeydi zira, onu söyleyenle aynı görüşte olmak/olmamak başka...

Şairler, şiirler, dizeler geçti hep sesinden.

Herkes kendine değen kısmını aldı, orasını sevdi.

* * *

Şimdi, "yarılan ekmeğin buğusuyduk, olmasaydı sonumuz böyle"yi yazan da, söyleyen de yok.

Bir devir kapandı şarkılarda, sözlerde.

Haberin Devamı

Geriye Attila İlhan'ın o hüzünlü şiirine adını veren soruyu bıraktı:

"Kim kaldı?”

 

 

Yazarın Tüm Yazıları