Sevdamızın 'çizgisel' ifadesi...

HAYATTAKİ her şey gibi futbol da başka güzelliklerle birlikte kendini var eder.

Haberin Devamı

Evet, bu oyun tek başına da güzel, tek başına da yeterince cazibeli, tek başına da büyüleyici ama tıpkı Cesar Luis Menotti’nin dediği gibi, “Sadece futboldan anlayan futboldan da anlamaz…” Dolayısıyla ‘bir kısım’ futbolsever bu oyunu sadece sahadaki görüntüsüyle değil sosyolojik arka planı, insan ilişkileri, sınıfsal yansımaları, prototipleri vs. ile de ilgi duyar, sevdasını daha geniş bir perspektifle yerli yerine oturtmaya çalışır.
Ama yetmez, mesela sinemayla futbolun kesiştiği yerler meselesi de vardır, ki zaman zaman bu sütunlarda bu birliktelik üzerine de kalem oynatmaya çalıştım. Ve çocukluk günlerimin sinema ve futbol kadar en önemli sevdası, yoldaşı çizgi romanlar… Üstelik bu sevda hâlâ bitmedi, bitecek gibi de görünmüyor. Adım attığım her kitapçıda neredeyse önce onların bulunduğu rafları ararım. Her ne kadar çocukluğumun örneklerinin dışında kolay ulaşılabilir ve elde edilebilir olmaktan (Çünkü geçmiştekinin aksine ‘İyi kâğıda ve renkli basıyoruz’ mantığıyla her biri aşırı fiyatlarla piyasaya sürülüyor artık) uzak olsalar da elimden geldiğince kütüphanemi bu sadık dostlarımın eski ve yeni akrabalarıyla doldurmaya çabalarım.

Haberin Devamı

Sevdamızın çizgisel ifadesi...HiKAYEYi ÖĞRENEMEDiK

TABİİ ki insan bu topluluk içinde ‘Futbol’ eksenli çizgi romanlar arıyor. Türkiye bu konuda çorak bir toprak… Aslında bakarsanız geçmişte de durum böyleydi ama sadık dostum Doğan Kardeş ve Milliyet Çocuk bir nebze ağızlarda hoş tatlar bırakırdı. Yeteneksiz bir İngiliz veledinin, eski ünlü bir futbolcunun (‘Bombacı’ Ken) ayakkabılarını giydiğinde muhteşem bir yıldız gibi her maçta resital sunduğu maceralarını anlatan ‘Sihirli Ayakkabı’ ve kahramanı Billy Dane’in mücadelesi izlenmeye değerdi mesela...
Doğan Kardeş, 1977’de bağlı bulunduğu Hayat-Ses grubunun kapanmasıyla birlikte yayınını sonlandırdı, yıllar sonra tekrar Yapı Kredi tarafından yola devam edildiğinde Billy Dane artık yoktu ve hikâyesinin nasıl devam ettiğini bir türlü öğrenemedik. Milliyet Çocuk’taki şubemizde ise ‘Şimşek Santrafor’ vardı. Bir Fransız olan ve sarı saçlarıyla sahalarda kendince bambaşka rüzgârlar estiren Eric Castel’in Barcelona forması altında yaşadığı serüvenleri anlatırdı ‘Şimşek Santrafor’. O dönemde Barça’da sarışın olarak Bernd Schuster oynardı ve Alman’dı ama takımın asıl yıldızı malum Johan Cruyff’tu. Acaba Castel ikisinin karışımı mıydı, bilemiyorum ama en azından benim gönlümde Billy Dane’den sonra hep o vardı (Çünkü ben de yetenek ve hayaller açısından İngiliz yaşıtıma benzerdim ama ‘Sihirli ayakkabılar’ söz konusu olmadığında ondan daha iyi bir futbolcuydum).

Haberin Devamı

KENDi MAHSULLERiMiZ...

YAKLAŞIK bir aydır piyasada olan ve bu toprakların mahsulü ‘Bir Zamanlar Sahalarda’, bu ıssız ortama kendince çok önemli bir katkıda bulunuyor. Geniş bir ekibin kıymetli çabalarıyla ortaya çıkan bu eser, belki ilk elde çocukluğu 80’lere denk gelenlere seslenen ama bu oyunu ve çizgi romanı seven herkesi kapsayan bir yapıya sahip... Babası şikeci ve kumarbaz bir faal futbolcu olan (Lakabı da ‘Gaddar’) minik bir çocuğun gözünden sadece oyunun güzellikleri ve çirkinlikleri değil, o dönemin küçük mahalle ilişkileri, arkadaşlıkları, sevdaları, acıları ve çaresizlikleri anlatılıyor.
Öykünün yazarı Bülent Sağman (ki kitabın sonunda kendisinin futbolla olan ilişkisini kaleme aldığı güzel bir de yazısı var), çizimler Cem Özüduru’nun. Görsel yönetim Murnat Mıhçıoğlu’nda, renklendirme Ozan Derman’a, balon yerleştirme de Seval Çakal’a ait. Kapak da ünlü İtalyan çizer Giampiero Casertano’nun maharetli ellerinden çıkmış. Sonuç? Dünya Kupası sonrası ligimizin kaotik ortamına dönmeden önce soluklanmak adına hararetle öneririm ‘Bir Zamanlar Sahalarda’yı. Bir küçük bilgi, serinin ikinci adımı da çok yakında rafları süsleyecek.

Yazarın Tüm Yazıları