İran anlaşmasının analizi

İKİ yıl süren yoğun bir diplomasinin ardından geldi bu iş. P5+1 ülkeleri ve Tahran arasında İran’ın nükleer programı için üzerinde uzlaşılan çerçeve anlaşma, Washington’ın üstünde bir cerrah titizliliğiyle çalıştığı, bölgeyi etkileyecek en büyük proje.

Haberin Devamı

Bir zamanların “model ülke Türkiye” projesi gibi. Tahran’ın uluslararası topluma entegrasyonu planı. Tarihi bir olay. Sorular eşliğinde ele almaya çalışacağım.

Anlaşma İran’ın nükleer bombaya erişimini engeller mi?

Tahran, neredeyse Washington ne istediyse vermiş. İran Dini lideri Ali Hamaney, 2021’e kadar 190 bin santrifüjleri (nükleer bomba malzemesi üretmeye de yarayan, uranyum zenginleştirmede kullanılan araçlar) olsun istiyordu.

Halen ellerinde 19 bin adet vardı. 2025’e kadar 5 bin santrifrüjde kalmayı kabul ettiler. Ki onlar da Pakistanlı Abdülkadir Han’ın 70’lerde Urenco’da çalışırken Hollandalılardan çaldığı 40 yıllık tasarımlar.

Yeni nesil santrifüj de yasak. Yeraltı uranyum zenginleştirme merkezi (bombalaması en zor) Fordo’yu devre dışı bırakıyorlar.

Haberin Devamı

Yine atom bombası malzemesi olarak kullanılabilen plütonyum üreten Arak ağır su reaktörünü söküp yeniden tasarlamaya razı oluyorlar.

Uygulandığı ve şeffaf bir biçimde denetlendiği sürece çok iyi bir anlaşma.

Eğer bir gün Tahran atom bombası isterse, bu çerçeve uyarınca anlaşmayı feshetmesinden itibaren en az bir yıl çalışması lazım ki, Amerika bir yıllık hedefi de tutturuyor.

E peki İran ne aldı?

İşte en can alıcı soru. Birincisi, Amerikalılar da, bu anlaşmayla İran’ın uranyum zenginleştirme hakkını kabul etmiş oldu. Çünkü Natanz’da 5 bin eski tip santrifüjle bu işi yapmaya devam edecekler.

Ki akıllıca bir karardı bu, çünkü bilgiyi bombalayamazsınız. İkincisi de, uluslararası sisteme yeniden entegre olmanın, Amerikalılarla uzlaşmış olmanın bölgede siyaseten tadını çıkaracaklar.

Bu da onlara Suriye’den Irak’a, Yemen’den Bahreyn’e kocaman bir coğrafyada geniş bir hareket alanı kazandıracak.

En somut örnek.

Türklerin de Mayıs’ta başlayacağını düşündüğü Musul’u IŞİD’den kurtarma operasyonunda daha görünür olabilecekler. Hayır, Amerikalılar bunu açıkça söylemiyorlar elbette.

Ama perşembe günü Obama’nın çerçeveye dair konuşmasını Pentagon binasından izlerken konuştuğum bir Amerikalı yetkilinin dediği gibi, “İşlerin nereye doğru gittiğini herkes görüyor.” IŞİD ve El Kaide eksenli Sünni radikalizmine karşı savaşta İran ve ABD arasında resmen açıklanmamış bir ittifak.

Haberin Devamı

Peki itiraz edenler niye ediyor?

Bibi’nin bu konudaki fantastik kırmızı çizgileri bir tarafa İsrail’in akılcı işleyen istihbaratı da bu çerçeveyle İran’ın nükleer silaha erişiminin zor olacağının farkında. İsrail’in derdi, anlatmaya gayret ettiğim, İran’ın anlaşma karşılığı elde edeceği bölgesel etki gücü.

Tahran’ın Washington ile ilişkilerini normalleştirmesi. Ve İsrail karşıtı çizgisini koruyup, Tel Aviv’in altını aşındırması. Suudilerin de endişesi aynı. Türklerinki de.

O zaman Washington bu dengeyi nasıl kuracak?

Anlaşmadan bir hafta önce Obama aylar süren konuşma ambargosuna rağmen Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ı o yüzden aradı. Anlaşmadan hemen sonra İsrail ve Suudi Arabistan liderlerine, dört (Bahreyn, Kuveyt, Katar, BAE) Körfez ülkesi liderine o yüzden telefon etti.

Haberin Devamı

İran brifingi vermek için baharda tüm Körfez liderlerini Camp David’deki çiftliğine o yüzden davet etti. İran ve ABD arasındaki Soğuk Savaş sona eriyor.

11 Eylül’de İkiz Kulelere çakan 15’i Suudi 19 korsanın eyleminden 14 yıl sonra bölgedeki en büyük jeostratejik kayma yaşanıyor.

Ve Washington da, bu kayma sırasında bölgedeki tarihsel müttefik ve ortaklarıyla bir denge oluşturmaya çalışıyor.

Yemen’de Suudi’lerin saldırılarına verdikleri desteği böyle okuyun. Suriye’de Türklerin Esad’ı devirme inadıyla giriştikleri, bölgedeki radikalizmi de körükleyen tehlikeli oyuna göz yummaları bu yüzden.

Mısır’a verdikleri F-16’lar da öyle. Bunların hepsi tali aslında. Hepsi, asıl hikâye İran diplomasisinin uzantılarıydı.

Haberin Devamı

Öyleyse bu durum Türkiye için ne sonuç doğuracak?

Ankara’nın bölgede İran’la yürüttüğü vekalet savaşını hangi boyuta taşıyacağıyla ilgili bu. Suriye’yi yanlış hesapladılar. İran sürecini de yanlış hesaplarlarsa, aşağı sürüklenen Türk dış politikası iyice dibe vurur.

Ve en sonunda iş ideolojik bir saplantı uğruna 70 milyonluk ülkenin rızkıyla oynamaya varır. Uluslararası yatırıma açılacak İran pazarında Türkiye geri kalır. İhtilaflar, Türkiye’nin ticaretini aşındırmaya devam eder.

Ve koca bir ülke bir inat uğruna sürekli zemin kaybeder. Ankara ya kendini yeni doğacak şartlara ayarlar.

En az on yıldır Batı’dan izole yaşayan İran’ın entegrasyonundan çıkar sağlar.

Haberin Devamı

Ya da Türkiye’ye ne menfaat sağlayacağı belli olmayan coğrafları arka bahçesine çevirme hayaliyle kaynaklarını çarçur etmeye, çökmeleri kaçınılmaz Sünni diktatörlüklere yanaşıp Türkiye’yi ihtilafların odağına yerleştirmeye devam eder.

Yazarın Tüm Yazıları