İslamcı siyaset

TÜRKİYE dış politikada ağır sorunlarla karşı karşıya.

Haberin Devamı

En önemlisi kendi güvenliğinin ve hatta güney sınırının tehdit altında olmasıdır; işte Rusya açıkça PKK kartını oynuyor. 

 

Rusya Suriye’ye askeri güç olarak yerleşince NATO’yu çağırdık. Değerli diplomat Ünal Çeviköz, bunu “Türkiye NATO’yu yeniden keşfediyor” diye yorumladı. Aynı şey AB için de geçerli...


Dahası, İsrail’le ilişkilerin düzeltilmesi süreci de hızlanmış bulunuyor.


İslamcı kesimde “ümmet coğrafyası, yüz yıllık parantezin kapatılması, Şam’da Ulu Cami’de bayram namazı” gibi romantik sloganlarla ifade edilen siyasetten şimdi Türkiye Cumhuriyeti’nin klasik dış politikasına dönülüyor.

 


İSRAİL’LE İLİŞKİLER

 

Haberin Devamı


İktidar partisinin sözcüsü Ömer Çelik’in “İsrail devleti ve halkı Türkiye’nin dostudur. Eleştirimiz İsrail’in aşırı davranışlarına ve meşru görmediğimiz davranışlara dönüktür” diye konuşması, İslamcı medyada adeta şok yarattı.


Kılıçdaroğlu veya Bahçeli böyle bir şey deseydi, yeri göğü yıkarlardı!


İsrail’le ilişkiler meselesinde İslamcı kesim bir ikilemle karşı karşıya: İktidar dış politikada “ideolojik” şablonlarla mı, “rasyonel” diplomasi ile mi hareket etmeli?


Bana göre Türkiye’nin güvenliği ve çıkarları her şeyden üstündür, mutlaka “rasyonel” diplomasi izlenmelidir.


Sıkışan Türkiye’nin dış politikada geniş dostluklar ağına ihtiyacı vardır.

 


İSLAMCI ABDÜLHAMİD

 


İslamcılara Atatürk’ten değil, Abdülhamid’den örnek vermek daha anlamlı olabilir.


Sultan Abdülhamid’in bir diplomasi dehası olduğu, rasyonel bir denge diplomasisiyle ve Tanzimat reformlarını devam ettirerek Osmanlı’yı 19. yüzyıldan 20. yüzyıla ulaştırabildiği bir gerçektir.


Abdülhamid’in İslamcılık siyasetini, Kemal Karpat Hocamız şöyle anlatır:


Abdülhamid her ne kadar halifelik otoritesini İslam’ın haysiyetini korumak ve Müslümanların haklarını savunmak için kullanmışsa da, eylemlerinin etkinliği çoğu zaman devlet başkanı sıfatına bağlı kaldı. Bu sıfatla devletler hukuku normlarına uydu, başka devletlerin egemenlik hakkına riayet etti ve dışarıdaki sözde pan-İslamcı çabaları geniş ölçüde sembolik ve kişisel jestlerden ibaret kaldı.” (İslam’ın Siyasallaşması, s. 386)

Haberin Devamı


İngiltere 1882’de Mısır’ı işgal ettiğinde, Abdülhamid’in tepkisi “sembolik” kaldığı gibi, İngiltere aleyhine İzmir’de gösteri yapanların ileri gelenlerini bile tutuklattırmıştı.


Niye? Osmanlı’yı İngiltere ile karşı karşıya getirmemek için...

 


BÜYÜK DEVLET

 


Dış politikanın fırtınalı okyanusunda gemiyi yüzdürebilmek için romantik coşkulardan sakınmak gerekir. İşte, Arap Baharı ile “yüz yıllık parantez” kapandı ama yüz yıl önceki Osmanlı coğrafyası geri gelmedi. Bir felaketler coğrafyası ortaya çıktı!


Milli Savunma Bakanı Sayın İsmet Yılmaz, dünkü konuşmasında, Musul’da eğitici asker bulundurmamızı anlattı. Bizden başka Norveç ve Portekiz gibi ülkelerin de asker bulundurduğunu hatırlattı. “Musul’u vatan toprağı görmüyoruz” diye vurguladı. Çok doğru sözler bunlar.

Haberin Devamı


Fakat tarihçi Şükrü Hanioğlu, başka ülkeler yaptığında tepki çekmeyen bir hareketi Ortadoğu’da Türkiye yaparsa, Araplardaki Osmanlı algısı yüzünden tepkiyle karşılaşabileceğini yazmıştı. (Sabah, 20 Aralık)

 

Ortadoğu siyaseti ideolojik dille ve miting coşkusuyla yürütülmeseydi belki bu tepki olmazdı.


Siz Almanya’yı “büyük devlet” yapan Erhard’ların, Kohl’lerin, Merkel’lerin hiç tarihteki Alman coğrafyasından bahsettiklerini, meydan okuduklarını gördünüz mü?


Ama Almanya’yı “büyük devlet” yaptılar.


İşte “rasyonel” siyaset ve diplomasi budur.

 

Yazarın Tüm Yazıları