Şükrü Küçükşahin
Şükrü Küçükşahin
Şükrü KüçükşahinYazarın Tüm Yazıları

Gezi’yi bugün de doğru okuyamamak

GEZİ protestoları, ötekileştirmeye, aşağılanmaya, hukuksuzluğa karşı duruş; yaşama tarzına sahip çıkma, farklılıkları barıştırma direnişiydi.

Haberin Devamı

Gezi, gençlerin hareketiydi; bankta nasıl/kiminle oturacaklarını, ne giyineceklerini, hangi evlerde yaşayacaklarını, hangi diziyi izleyip neyi okuyacaklarını siyasilerin dikte ettirmesine karşı çıkıyorlardı.

Kendilerine ‘çapulcu’ dendiğinde kabullendiler, ‘gezi zekâlılar’ diye aşağılayanlara ‘gezi zekâsını’ dünya markası yaparak yanıt verdiler.
Anlayacağınız, tam da Başbakan Davutoğlu’nun 19 Mayıs’ta gençlere hitaben söylediği şu sözlere uygun davranan ‘çapulculardı’ onlar: “Dünyanın öbür köşesinde bile insan onurunu zedeleyen bir davranış varsa gençlerin seslerini yükseltmeleri, gerektiğinde ‘isyan’ duygusuyla harekete geçmekten daha doğal bir şey yoktur. Eğer bir olay oluyor da siz genç olduğunuz halde ona tepki vermiyorsanız, yaş olarak genç, ama psikolojik olarak genç değilsinizdir. Genç denilen insan nerede bir zulüm görürse, ayağa kalkar, ona karşı sesini yükseltir.”

Haberin Devamı

ADİL, EŞİT, ŞAİBESİZ SEÇİM

Yazık ki AKP, o gün gençlere bu anlayışla yaklaşmadı, Gezi’nin mesajını doğru okumadı, ama gençlerin siyasete kalıcı damga vurmasını da önleyemedi.
Kucaklama yerine ötekileştirme, hatta ‘düşmanlaştırma’ algısı yaratan iktidar, maalesef bugün de 7 Haziran seçimleri vesilesiyle aynı yolda yürüyor.
Anayasa’nın açık hükmüne rağmen Cumhurbaşkanı Erdoğan, iki aydır meydanlarda AKP lehinde, muhalefet partileri aleyhinde propaganda yapıyor.
Muhalefete destek veren vatandaşların varlığını görmezden gelip, hem de onların vergilerini kullanarak seçime müdahale ediyor.
Başta YSK, tüm anayasal kurumlar ise yasaların emrettiği, ‘adil, eşit, şaibesiz seçim’, ‘yayın adaleti ve fırsat eşitliği’ ilkelerinin ihlalini görmezden geliyor.
Bu tablo başta ‘hukuk devleti’ ilkesini yok ediyor; sonra da devletin, vatandaşını, ‘AKP’ye oy veren-vermeyen’ diye ayırdığını kanıtlıyor. Düşünebiliyor musunuz; adında ‘Adalet’ olan bir parti, milli iradenin sağlıklı tecellisi için ülkeye, adaletli bir seçim süreci yaşatmıyor. Sadece, Cumhurbaşkanı’nın mitinglerinin iki ayda, yaklaşık 300 saat canlı yayınlanmasına karşın, tüm muhalefet liderlerinin bunun onda birine dahi ulaşamaması (Davutoğlu’nun yayın saatlerinin muhalefeti katbekat aşması da cabası) tabloyu anlatmaya yeterli.

Haberin Devamı

DEVLET MUHALEFETE ÇOK KATI

Adil ve eşit olmayan seçim süreci sadece yayın konusunda değil ki.
Yine Cumhurbaşkanı örneğinden yürürsek, ‘tarafsız’ Cumhurbaşkanı’nın mitinglerinin yerel medyada günlerce reklamının yapıldığını görürüz. Yüze yakın Saray görevlisi, en az bir gün, en lüks otelde konaklıyor.
Binlerce kamu görevlisi ve aracı o mitingler için harekete geçiyor.
Peki tüm bu harcamaların AKP tarafından karşılandığını mı düşünelim?
‘Hayır’ deniyorsa, kamu kaynaklarının bu şekilde kullanımı adalete sığar mı?
Öte yandan, kamunun her kademesi, muhalefet partilerine karşı, ‘seçim ihlali silahını’ her konuda en katı şekilde kullanıyor.
Hafta sonu Erzurum’da bunun örneklerini yerinde izledim, gördüm.
Ancak şunu belirtmeliyim ki, AKP seçmeni de yarıştaki ‘adaletsizliği’ görmüş durumda, buna Erdoğan’ın meydanlara çıkışı da dahil.
AKP bunun ne kadar farkında bilemem, ama o seçmenin yanıtını sandıkta vereceğini hep birlikte göreceğiz.

Yazarın Tüm Yazıları