Haşimato hastalığı geçici mi kalıcı mı?

Hem hekimlerin hem de hastaların sıkça canını sıkan bazı sağlık sorunları var. Bunlardan biri de bağışıklık sistemi ile tiroid bezi arasındaki kavganın, itişip kakışmanın, bir türlü anlaşamamanın sonucunda gelişen Haşimato Hastalığı’dır.

Haberin Devamı

Haşimoto Tiroidit’i olarak da bilinen bu sorun, bağışıklık sisteminin tiroit hücrelerine karşı saldırıya geçmesiyle başlar. Birden bire tiroit hormonlarını üreten hücrelerin kendi bedenine ait olmadığı yanılgısına düşen bağışıklık sistemi, onları yok etmeye çalışır. Onlara karşı “antikor” isimli tahrip edici bazı proteinler (anti TPO, anti TG) üretir. Tiroit bezi kısa sürede adeta içten içe yanan bir yangın yerine dönüşür.
Antikorlar doğrudan tiroit bezini hedef aldığından vücudun başka bir bölümünde sorun ortaya çıkmaz. Bu tür hastalıklara “otoimmün” adı verilmesinen sebebi de, bağışıklık sisteminin kendi bedeninin hücrelerine saldırmasıdır.
Eğer tiroit bezinin hormon üretimi etkilenirse, tiroit bezi az ya da çok çalışarak klinik belirtiler oluşur. Aniden ortaya çıkan hasar yüzünden çok fazla miktarda tiroit hormonu kana karışırsa “hipertiroidi” veya yeteri miktarda hormon yapılmadığında “hipotiroidi” ortaya çıkar.
Kısacası bu hastalıkta tiroit bezi normal hormon üretimini sürdürebildiği gibi (ötiroid), yetmezlik/hipotiroidi veya aşırılık/hipertiroidi tabloları da oluşturabilir.

Haberin Devamı

NE OLUYOR?

BELİRTİLER, BULGULAR...

Kadınlarda daha sık görülen, ağır ve ani üzüntüler, kayıplar, depresyon, hamilelik sonrası, menopoz dönemi gibi zamanlarda ortaya çıkma ihtimali çoğalan Haşimato hastalığı, genellikle ciddi bir belirti vermez. Çoğu kez hastalar ağrı, ateş, yutma güçlüğü gibi belirtileri olsa bile fark etmezler.
Muayenede ise -belki- normalden büyükçe bir tiroit bezi ele gelebilir. Tiroit işlevleri araştırılırken veya kilo fazlalığı, kolesterol yüksekliği, yorgunluk, depresyon, eklem ve kas ağrıları, bellek problemleri nedeniyle incelenirken farkına vardığımız pek çok Haşimato olgusu vardır.
Ultrasonografik tanı yönteminin yaygınlaşması, tiroit bezinde oluşan değişikliklerin daha rahat tanımlanmasını ve Haşimato hastalığının teşhisinin kolaylaşmasını sağladı. Kanda antikor testleri de sanki hastalığın sıklaştığı izlenimini uyandıracak kadar yaygınlaştı.
Haşimoto hastalığı, diğer otoimmünite sorunları gibi tümüyle ortadan kalkmayan, daha alevli ya da sönük dönemleri olan ama tedavi edilebilir bir hastalıktır. Sessiz ve derinden seyreden, biraz sinsi, altından tiroit nodülü çıkma olasılığı yüksek bir sağlık sorunu olduğu için, uzun süreli bir doktor-hasta işbirliği gerektirdiğini de hatırlatalım.

Haberin Devamı


BİR BİLGİ

GUT KRİZİ NE YAPAR?

Kırmızı, şiş, zonk zonk ağrıyan, tüy değse acıdan kıvrandıran bir parmak, hele de göbeği büyük, karaciğeri yağlı, bel çevresi geniş bir beyin ayak başparmağıysa durum vahim demektir! Bu beyin sınırsızca tükettiği meyve sularını bırakması, alkole dur demesi, salam-sosis-sucuğa küsmesi gerekmektedir. Kabuklu deniz ürünlerine ve kuru yemişlere de bir süreliğine veda etmesi söz konusudur. Hemen hayat tarzında değişiklikler yapmanın planlarını kurmaya başlamalıdır.
Evet, kriz sözcüğü ürkütücüdür. Ancak bilinmelidir ki gut krizi hayati tehlike yaratmasa da gerçekten -çeken bilir- çok acılı bir süreçtir. Kanda artan ürik asit, böbrekleri isyan ettirip geri tepince eklemlerde, en çok da ayak birinci parmak kök ekleminde birikir. Diz, el ve ayak bilekleri de sık tutulabilen yerlerdir.
Kriz genelde birden bire, çoğu zaman zengin bir yemekten, fazlaca alkol alımından sonra, gecenin bir vakti ortaya çıkar. Yeni geçirilen bir cerrahi işlem, ateşli bir hastalık, duygusal iniş çıkışlar krizi tetikleyebilir. Genelde her sefer sadece bir eklem tutulur, aynı anda ikinci bir eklemin hastalığa yakalanması ise nadir bir durumdur.
Ateş, halsizlik ve titreme gibi sistemik bulgular da görülebilir. Yakınlarının kollarında, ayağını sürükleyerek acilden içeri giren hastayı deneyimli hekim hemen teşhis edebilir. Kan tahlilinde ürik asit, CRP, sedimentasyon da yüksek çıkınca tanı kesinleşir.
Gut hastalığı ve krizleri yeme-içme alışkanlıklarıyla birebir ilişkilidir. Bu nedenle ürik asit yüksekliğini kontrol etmek için ilaçlar yeterli gelmez. Yine de kriz yönetimi için kolşisin kullanmak ve daha uzun süreli tedavi planlarına allopürinol eklemek gerekir.

Haberin Devamı


AKLINIZDA BULUNSUN

BİR KRAMP REÇETESİ

Kramp, bir kasın ya da kas grubunun ani, istemsiz ve ağrılı kasılmasıdır. Dolaşım sorunları, toplardamar yetmezliği, gebelik, bazı ilaçlar (diüretik, kortizon, laksatif, anti depresör), kalsiyum, potasyum, magnezyum eksikliği kramplara yol açabilir.
Oksijen yetersizliğine neden olan arterit, solunum yetmezliği, aşırı aktivite de laktik asit fazlasına ve kasların daha da sertleşmesine, ağrının şiddetlenmesine yol açar. Kalsiyumun serbestleşmesi engellendiğinden kramp iyice şiddetlenir. Romatizmal sorunlar veya Parkinson hastalığı yaşayanlar, şeker hastaları ve böbrek yetmezliği olanlar da sık sık kramplardan yakınır.
İlk yapılacak iş o kası ya da kas grubunu esnetmeye çalışmaktır. Soğuk zeminde yalın ayak, parmak ucunda yürümek iyi gelebilir. Krampın oluştuğu bacağı uzatıp gevşetmeye çalışmak yararlı olur. Duvardan 1 metre uzakta, ayakta durup topukları yerden ayırmadan elleri duvara uzatmak ve bu pozisyonda 10 saniye kalmak da iyi bir yöntemdir.
Beslenmeye dikkat etmek, bol miktarda süt ürünleri ve meyve tüketmek, çok su içmek de önemlidir. Bu sayede potasyum, magnezyum ve kalsiyum açığı kapatılır.
Kas yorgunluğunu artıran, toksinlerin uzaklaştırılmasını yavaşlatan sigara, alkol, çay ve kahve azaltılmalıdır. Soğuktan da, nemli sıcaktan da uzak durulmalıdır. Çok uzun, yoğun fizik aktivitelerden aynı şekilde kaçınmak gerekir. Aktivite öncesi ısınma hareketleri unutulmamalıdır. Magnezyum, potasyum, kalsiyum içeren destekler -doktora danışılarak- alınabilir.

Yazarın Tüm Yazıları