Mevzular arası trekking

.

Haberin Devamı

◊ GEZİ’NİN ÜÇÜNCÜ YILI

Evimin biraz ilerisine kurulmuş barikatlar, duvarlardaki zeki sloganlar, biber gazının o berbat kokusu, 10 gün boyunca Taksim’in memleketten apayrı bir cumhuriyet olması...
Bambaşka bir şeydi Gezi.
Sev ya da nefret et, tarihe geçti ve orijinaldi. Kendiliğinden bir şeydi, herkesi etkiledi, unutulmazdı...
Kendi halinde, her Türkiye parkı gibi bakımsız olan Gezi Parkı ise sembol oldu.
Şimdi bakımlı mı? Hâlâ değil. Ama bu bizim insanımızla da ilgili.
Yiyor, ambalajını atıyoruz. Çekirdek çitliyor, kabuğu çimenlere savuruyoruz.
Parklarla ilişkimiz hala bu düzeyde.

◊ TAM PEDRO ALMODOVARLIK

Şanlıurfa’da bir sünnet düğününe katılan Bülent Ersoy’un dev kolyesi dün Kelebek’in manşetlerinden biriydi.
Herkesin ilgisini çeken takı Danimarkalı bir mücevher markasına aitmiş meğer.
Biz alıştık da, aslında her şey tam filmlik, hatta Pedro Almodovarlık:
Şaşaalı bir sünnet düğünü, tepeden tırnağa siyah giyinmiş ama dev altın kolyeli ülkenin en ünlü ve saygı duyulan trans kadın şarkıcısı, sıra geceleri ve tüm bunları ilgiyle takip eden insanlar...

◊ CEO’YA BİR UYARI VE TAVSİYE

Mercedes-Benz Türkiye’nin CEO’su Britta Seeger bu yaz eşi ve 14 yaşındaki üçüz çocuklarıyla birlikte üç hafta karavanla
güney kıyılarında tatil yapacakmış.
Haberi dün bizim ekonomi sayfalarında Emre Özpeynirci imzasıyla okudum.
İster istemez altı yıl önce Antalya’dan Bodrum’a yaptığım 10 günlük karavan seyahati aklıma geldi.
Umarım şimdi biraz düzelmiştir ama bizim kamping alanlarındaki tuvaletler fena halde bakımsızdı.
Mesela Marmaris Boncuk Kamping, akvaryum gibi denizi ve gece gündüz esen püfür püfür rüzgarıyla kadar bakımsız ötesi tuvaletleriyle de hafızamda yer etmişti.
Bunlar sevimsiz şeyler, şimdi sevgili Seeger’e güzel bir detay vereyim:
Marmaris’e 12 kilometre uzaklıkta Sedir Adası’na giden yolda, orman içinde Çınar diye meşhur bir yer var.
Kahvaltısı nefis. Orada mutlaka mola verin derim...

Şehir Atlası 

Haberin Devamı

◊ ESKİ DOST MAYA VE KARAKÖY’E OLANLAR...

Uzun bir aradan sonra Karaköy’deki Lokanta Maya’ya gittim.
Altı yıl önce açılan Maya, neredeyse Karaköy’ün ilk mekanlarından sayılır.
“Maya açıldığında buralar henüz dutluktu” desek yanlış olmaz.
Bu ‘eski dost’u rezervasyonsuz yakalamak, masa bulup oturmak genelde zordur.
Ama şansımız yaver gitti ve masa bulduk.
O gece Yunan Adaları’nda yediğim gibi bir ahtapot yedim, enfesti.
Bir de annelerimizinki gibi hazırlanmış mücver... Zaten mücveri meşhur Maya’nın.
Tadında hiçbir değişiklik olmamış.
Maya’da otururken Kemankeş Caddesi’ndeki inşaat hareketliliği de gözümüzden kaçmadı.
Yıllardır denize nazır duran eski tarihi binaya ‘bir şeyler’ yapılmaya başlanmış.
Ama ne, henüz anlaşılmıyor. Restore mi edilecek yoksa yıkılıp yine zevksiz bir şey mi yapılacak, belli değil.
Tek bildiğim, önüne yeni dökülen kaldırım betonu!
Öyle bir kaldırım ki, eğer yüksekliği gerçekten bu şekilde kalacaksa dünyanın en yüksek kaldırımı olabilir.

◊ HELLO KARLETTO!

Karaköy Vault Oteli’nin terasına yeni bir restoran açıldı: Karletto.
Uzun yıllardır İstanbul’da yaşayan ve sosyetik davetlere catering vermesiyle de ünlü İtalyan aşçı Carlo Bernardi’nin restoranı.
Mekan terasta olduğu için avantajlı. Karaköy ve eski İstanbul manzarası var.
Dekorasyona çok kafa yormamışlar. Artık her yerde rastlanan türden masa ve sandalyeler var.
Ama ona takılmıyorsun, çünkü manzaraya odaklanıyorsun.
Bu arada mekan sadece yabancılara yönelik. Neden mi?
Çünkü menü İngilizce. Sadece “Fiyatlarımıza KDV dahildir”i nedense Türkçe yazmışlar.
Tamam, menüdeki İngilizce’yi okuyup anlayabiliyoruz, dünya insanıyız filan da, günün sonunda Türkiye’deyiz.
Londra yahut New York’ta değil.
Neden sadece İngilizce menüye mahkum olsun Türk müşteri?
Bir Fransız restoranında sadece İngilizce menü olduğunu gördünüz mü hiç?
Hatta bazılarında İngilizce menü bile yoktur, sadece Fransızcası’nı koyarlar önüne.
O denli severler dillerini, kültürlerini...
Tabii ki Karletto’nun garsonuna sorduk, “Neden böyle?” diye.
Yanıt: “Carlo Bey öyle istedi.”
“Peki” dedik, kalkıp gittik.

Yazarın Tüm Yazıları