Sarayda huzur dersleri

Haberin Devamı

Osmanlı ramazanlarında ilgi çekici uygulamalardan birisi “huzur dersleri”dir. Derslerde bir grup ulema, padişahın huzurunda din üzerine konuşurlardı.

OSMANLI şehzadelerinin eğitimi, sarayın en kritik süreçlerinden birisiydi. Çünkü öğretmenler, standart eğitimin yanında müstakbel padişahın düşünce biçimi üzerinde de etkili oluyorlardı. Nitekim, pek çok padişah, şehzadeyken hocası olan isimlerden danışman olarak yararlanmışlardır. Hoca-danışmanlar padişahın seçtiği isimler de olabiliyordu. Bu anlamda Osman Gazi -Şeyh Edebalı ilişkisi bir örnek oluşturmuştur. Lala Şahin Paşa, Emir Sultan, Hacı Bayram-ı Veli, Molla Fenari, Molla Gürani, Akşemseddin, Hasan Can ve oğlu Hoca Sadeddin, İbn-i Kemal, Zenbilli Ali, Yahya Efendi, Ebusuud, Aziz Mahmud Hüdayi gibi isimlerden bazıları padişah hocasıyken, bazıları de ilmi-dini-hukuki konularda danışmandı.

Haberin Devamı

İLMİYENİN BAŞI

Ancak 18’inci yüzyıl’a doğru “güçlü sultan” modeli geriledikçe, güçlü öğretmenlere daha zor rastlanır.
Padişah, devletteki ‘ilmiye’ sınıfının da başıydı. Günümüzdeki eğitim, yargı ve diyanet kurumları bu sınıfa, yani ilmiyeye mensup kişiler tarafından yürütülürdü. Bunlar, dönemin yüksek eğitimli zümresiydi. İslam geleneğinde, meclis, halaka, münazara gibi eğitim amaçlı toplantılar vardır. Bu tür toplantılar, dersler ve sohbetler, padişahın üst düzey alimleri (ulemayı) yakından tanıması için iyi bir vesileydi. Osmanlı’da bu derslere çok eski zamanlardan itibaren rastlamak mümkündür.

DERS ZAMANI

IV. Mehmed ve Vani Mehmed Efendi arasındaki dersler buna örnektir. Ne var ki, bu derslerin ramazan ayında ve belirli bir düzen içinde yapılması III. Mustafa zamanında,1759 yılından sonradır.
“Huzur dersi” adı verilen bu gelenekte, padişahı bildiğimiz anlamda bir öğrenci gibi düşünmemek gerekir. Aslında padişah, ders halkasının merkezindeki dinleyici konumundaydı. Dersleri şehzadeler ve perdenin arkasındaki hanım sultanlar da izlerdi. Zaman ötesi bir benzetme yapacak olursak: Derslerin formatı, günümüzdeki sempozyumla televizyonların tartışma programı arasındaydı diyebiliriz. Dersi yöneten baş alim mukarrir, ona soru soran alimler ise muhatap adını taşıyordu. Elbette bunlar tanınmış, önde gelen isimlerdi ve derse kimlerin katılacağı aylar öncesinden belirleniyordu.

Haberin Devamı

HUZURDA TARTIŞMA

Bu süreçte, en önemli isim şeyhülislamdı. Ebulula Mardin’den öğrendiğimize göre bir ramazanda derslere katılan hocaların sayısı 120’yi geçebiliyordu. Bu ‘tartışmalı ilmi toplantılar’, padişahın huzurunda, ramazan ayında, çoğunlukla öğle ve ikindi namazı arasında gerçekleşiyordu. Derslerin sayısı haftada iki, ay boyunca toplam sekizdi. Padişah, ders bitiminde katılanlara hediyeler verir, ikramlarda bulunurdu.
Madeline Zilfi’nin “saray medresesi” olarak tarif ettiği huzur dersleri geleneği, sultanın ‘dinin başı’ kimliğini yansıtan bir araçtı. Padişah bu derslerde, ilmiye sınıfından çok sayıda isimle aracısız bağlantı kurmuş oluyordu. Derslerin ana konusu Kuran tefsiriydi. Öte yandan ulemanın padişaha bu sohbetlerde dolaylı olarak ahlaki ve siyasi mesajlar iletmesi mümkündü. Rütbesine bakmaksızın herkes fikrini söyleme hakkına sahipti. Bu ‘yüksek ilmi şûra’, bazen ulemanın kendi içindeki rekabetin su yüzüne çıkmasına da neden olmuş, tartışmalar zaman zaman hayli sertleşmiştir. Tabii padişahtan “yüksek reyting” almak isterken kantarın topuzunu kaçıranlar olmuştur. Örneğin 1763 ramazanındaki muhataplardan Tatar Ali Efendi, tartışma sırasında edep dışı ifadeler kullanınca kendisini sürgünde bulmuştur. Padişahın ‘huzurunda yapılan’ ders, bu tavırlar nedeniyle padişahın huzurunu kaçırınca, saray görevlileri, ağırlık verilmesi gereken konular ve tartışma dili konusunda katılımcı ulemayı “lisan-ı münasip”le uyarmak durumunda kalmıştır.

Yazarın Tüm Yazıları