Metrobüs ve sıra kültürü

Tıkalı bir yolda, tek sıra olmaya müsaade edecek bir durumda, siz efendi efendi giderken, bir uyanık sağdan kaptırarak gelir, önünüze giriverir.

Haberin Devamı

ATM sırası yoğunsa, hesapta “sırayı görmeyerek” yandan kaynak olan biri illa bulunur.
Otobüs gelir, durakta bekleyen beş kişi kapıya akıncı ordusu gibi hücum eder. İlk omuz atan, ilk hamle yapan, en hızlı koşan kazanır.
Bir caddede, belirli bir noktada taksi bekleniyorsa, yan yana bekleyen insanlar araçların geliş yönüne doğru yürüyerek boş taksinin göreceği ilk müşteri olma yarışına girer. “Şurada sıra yapalım da hepimiz rahat edelim” demez kimse.
Böylece bazıları hiç taksiye binemez, çünkü son gelen uyanıklar hep kazanır, taksileri onlar kapar, biz enayiler de bekler dururuz.
Geçtiğimiz haftalardaki yoğun kar zamanını hatırlayın.
Karın yağdığı ilk gece bir Twitter kullanıcısı, Zincirlikuyu metrobüs gişelerindeki vaziyetin Titanik’te filikaya biniş anından beter olduğunu söylüyordu.
Buna bir süre çok güldüm. Tam “güleriz ağlanacak halimize” meselesi.
Karsız günler de pek farklı değil. İş çıkış saatleri herkes birbirinin ensesinde; o meşhur “metrobüs stratejilerine” hakim değilseniz işiniz zor.
* İstasyonda kapıların denk geleceği noktalara ayakların altında vantuz varmışçasına sabitleneceksiniz.
* Çok yönlü yengeç yürüyüşü yapmayı bileceksiniz, gözleriniz yuvalarında fır dönecek, 360 derece etrafınızı algılayacak. Her an biri gelip sizden önce binebilir, hakkınızı çiğneyebilir.
* Biniş esnasında bir savaşçı kadar atak ve acımasız olacaksınız.
* Metrobüs hareket edince düşmemek için Spiderman gibi çeşitli alakasız noktalara yapışacaksınız. Ağınızı fırlatacaksınız.
* Ayaktaysanız fren ve gaz esnasında Michael Jackson’ın Thriller klibindeki 45 derecelik eğilme hareketini hangi yöne yapacağınızı tayin etme gibi becerilere vakıf olacaksınız.
Tabii en büyük işkence yoğun saatlerde metrobüse binerken yaşananlar.
Sıraya girme kültürümüz yok, anca itişip birbirimizin ensesinde dururuz, madem bu bilgiye sahibiz ve her gün binlerce insan taşıyor bu araç, neden zaten halihazırda işkence olan bir toplu taşıma aracını daha da çekilmez bir işkence aygıtı haline getirdik?
Ulaşım A.Ş., metrobüs duraklarına insanların mecburen sıra olmasını sağlayacak bir tasarım yapmalı.

Haberin Devamı

“Derken” derken?

Haberin Devamı

Güzel Türkçemizin “Aynen, aaaynen” ile birlikte en büyük yarası olan “derken” kalıbı, sinir oynatmaya devam ediyor dili konusunda sorumluluk sahibi muhterem Habitus okuru.
Daha önce de yazmıştım. Diyelim bir markete giriyorsunuz.
“Elma var mı?” diyorsunuz. “Elma derken?” cevabı alıyorsunuz.
Kasaba giriyorsunuz, antrikot istiyorsunuz. “Antrikot derken?” cevabı alıyorsunuz.
Bir teknoloji markete girip bilgisayar pili istiyorsunuz, “Pil derken?” karşılığı veriliyor.
Pek yakında diş doktoruna gidip “Dişim ağrıyor” desem ve doktor bana “Diş derken?” cevabı verse şaşırmayacağım.
Kendimi, dişi, yapısını ve diş ağrısının nasıl oluştuğunu açıklarken bulacağım. Sonra ruhum bedenimden çıkacak, ortama yukarıdan bakacağım ve hayat bir anda çok anlamsız gelecek.
“Elma derken?”e ne cevap verilir?
“Kırmızı, yuvarlak ve tatlı bir meyve” olarak başlayabiliriz mesela.
Veya “Pil derken?”e ne diyelim?
“Elektronik cihazların çalışmasını sağlayan, enerji kaynağı olarak kullanılan bir düzenek” diye mi girelim lafa?
(Gerçi bu cümle de, satış elemanının “düzenek derken?” cevabı vermesiyle karşılıklı sonsuz bir “derken” döngüsüne sebep olabilir, tehlikeli.)
Buradan söylediğiniz her cümleye “X derken?” cevabı verme potansiyeli taşıyan tüm market, teknoloji mağazası ve telefon operatörlerinin call center çalışanlarına sesleniyorum.
Açıklanamayacak kadar basit isteklere bile “derken?” cevabı alırsak, biz kendimizi nerelere vuralım?
Sözlük mü taşıyalım yanımızda, gerektiğinde kelime anlamlarını okumak için? Çeşitli dillerde o basit kelime ne anlama geliyor, onları mı sıralayalım?
Hakikaten, tam olarak ne yapmamızı istiyorsunuz “derken” derken?
Anlayamıyoruz.

Yazarın Tüm Yazıları