Aysun Kayacı’ya haksızlık etmişiz

Güçlü olanın kitlesini en iyi manipüle ettiği... Manipüle ederken sırf gücünü korumak için ülkeyi ilgilendiren konularla ilgili açık açık yalan söylemekten çekinmediği...

Haberin Devamı

Kitlesini yalan da söylese, doğru da söylese inandırdığı ve arzu ettiği yönde oy sağladığı sistemin adına ne kadar demokrasi denilir artık, bilinmez. Herkesin özgür iradesiyle oy verdiği bir düzenden bahsetmiyoruz ki?
Veya herkesin eşit koşullara sahip olduğu bir “ülkeye hizmet yarışı” yok ki?
Veya liderlerin bağımsız bir ortamda izleyiciler önünde tartıştığı, ak koyun kara koyun kimse ortaya çıktığı medeni koşullara sahip değiliz ki?
Kişisel ve “zümresel” hesaplar var, başka da bir şey yok arkadaş! Yok!
Ve böyle bir durumda tekrar seçime gidiyoruz.
Aysun Kayacı vaktiyle bir laf etmişti, “Dağdaki çoban ile benim oyum bir mi?” diye, hatırlarsınız.
“Dağdaki çoban” yanlış bir örnekti fakat Kayacı’nın sözünün “düzeltilmişi” geçerlidir güzel memleketimde.
Aysun Kayacı’yı görüyor ve yükseltiyorum:
Okumayan, bilgiyi reddeden biriyle benim oyum bir mi?
Hakim güce sırtını yaslamış biriyle benim oyum bir mi?
Kurtlar Vadisi’nden ve gücün kölesi olmuş medya mensubundan aldığı bilgilerle kahvehane tipi siyasi analiz yapan biriyle benim oyum
bir mi?
Ülkede olan bitenle ilgili “haber”i hakim güç tarafından kontrol edilen medyadan alan ve bu ‘gerçeklere’ göre oy veren biriyle benim oyum
bir mi?
Egosunu, zenginliğini hayattaki tüm değerlerin önüne koyan, bunları korumak adına gerekiyorsa gerçekleri bile reddedebilen biriyle, hatta işine geliyorsa hayali bir durumun gerçek olduğunu iddia eden biriyle benim oyum bir mi?
Kendi refahı adına milyonları tehlikeye atan, kendi refahı için binlerce insanı “Bak valla bu kişisel güç meselesi değil, ülkemizi, yani sizi de ilgilendiriyor” diye yalan söyleyerek inandıran ve organize edenle benim oyum bir mi?
Bir canı kaybettiğimizde, -ki bu sıralar pek sık oluyor-, etinden et koparılan acılı insanlar bu olayların kişisel hesaplar sonucu meydana geldiğini haykırdığında, ona saldıran insan vasfını yitirmiş güce tapanla benim oyum
bir mi?
İsyan eden Sıla’ya hakaret edenle benim oyun bir mi?

¡¡¡

Peki ne yapacağız? Umutsuzluğa mu kapılacağız?
Hayır... Asla.
Bakın size ne diyeceğim.
Böyle zamanlarda tarih okuyun. İnsanoğlu nereden nereye gelmiş, uygarlıklar nasıl kurulmuş...
Hangi olaylar neleri tetiklemiş...
Zulüm baş gösterdiğinde toplumlar nasıl davranmış...
Çıkarına göre davranan yöneticiler toplumun sabrını taşırdığında neler yaşanmış...
Biraz umut taşımak istiyorsanız okuyun.
İlkçağda, hatta tarih öncesi zamanlarda bile, insanlar birbirinden kopuk, haberleşme kaynakları kısıtlı, teknolojik imkanlardan yoksun iken bile “yetti gayrı” noktasına geldiklerinde neler olmuş, okuyun.
Bunları okurken “bu dünya kimseye kalmamış” diyorsunuz.
Diyemeyenler adına da diyorsunuz.
Ha, aydınlık günlere çıktığımız günü biz görürüz veya göremeyiz bilmem.
Benim umudum uzun vadeli.
Ne kadar vakit alırsa alsın, hukuksuzluk bir noktada bitiyor arkadaşlar.
Bakın ben demiyorum bunu, yazılı tarih diyor.
Hukuksuzluk tepe noktasına eriştiği zaman başka bir dönem başlıyor. İlla adalet yerini buluyor. Şüpheniz olmasın.

Haberin Devamı


Medeniyet aynı yerde doğdu ve öldü

Haberin Devamı

“Adalet” derken...
İki bin yıldan fazla zamandır ayakta duran Baal Shamin tapınağını patlatan insanlık, medeniyet, hayat düşmanlarının yok ettiği dünya mirası yerine gelmeyecek. Burada adalet nasıl devreye girecek, bilmem.
İnsanoğlunun bugüne getiren ilk büyük gelişmelerin sahnesi Ortadoğu.
Çivi yazısı burada bulundu, tarih devirleri başladı, ilk yazılı kanunlar burada yapıldı...
İlk modern şehirler burada kuruldu...
İlk harf alfabesi burada keşfedildi...
İlk kütüphane burada kuruldu...
Bir zamanlar medeniyetin doğduğu yerlerden Suriye, şimdi dünyanın en geri kalmış bölgelerinden biri.
Burada yaşayan ve nefes alan, yaşayan her şeye düşman bir grup cani, medeniyetin doğuşunun kalıntılarını yok ediyor.
Kim derdi ki medeniyetin doğduğu bölge bir gün medeniyetin öldüğü bölge haline gelecekti?


Yazarın Tüm Yazıları