Çin’deki köpeklere kalkan eliniz kırılsın

Haberin Devamı

ÇİN’in Yulin kentinde bugün ve yarın akla, vicdana sığmayacak bir katliam gerçekleştirilecek.
“Köpek Yeme Festivali” adı altında binlerce köpek ve kedi canlı canlı haşlanarak, derileri yüzülerek, yakılarak, kesilerek “yemek için” katledilecek.
İnternet üzerinde yayınlanan videoları bir kenara bırakın, kafeslere tıkıştırılmış cancağızların fotoğraflarına bile bakamıyorum.
Bir kediyle yaşayan, rastladığı bütün hayvanlardan bir makas almadan bırakmayan, İstanbul’un çeşitli noktalarında düzenli olarak görüştüğü sokak köpekleriyle seviyeli bir birliktelik yaşayan biri olarak tepemin tasını uçuran, içimi ezen bir haber bu.
Elbette imza kampanyasına katıldım, yakın ve uzak çevremi uyardım vesaire.
Tepki her yıl artsa da engellenmesi zor bir katliam ve olaylı da geçse gerçekleşecek bu alçaklık; öyle duruyor...


*

Haberin Devamı


Ancak...
Evet, maalesef “ancak” demek gereken bir nokta da olabilir ve hatta var bütün benliğimle tiksindiğim bu konu hakkında.
Çinlilere iğne, çuvaldız, mızrak ucu filan dalalım, en önde de ben gideyim.
Mesela bir mantık noktasından hareket edersek, bu samimiyeti ve cesareti gösterebilirsek eğer...
Hayvansal ürünleri yemeyen, giymeyen, hasılı asla tüketmeyen küçük bir azınlık dışında hepimiz sınıfta kalabiliriz.
Çinliler der ki: “Bu bizim inancımızda ve geleneğimizde var, karışamazsınız!”
“Hay senin inancına, geleneğine!” demeden önce biraz yavaş gelelim, dağılmayalım.
Bir Nepalli ve Hintli (bazılarının inancına göre inekler kutsaldır), Kurban Bayramı sırasında Müslüman bir memlekette neler yaşar?
Bizim kutsallık atfettiğimiz, inancımız doğrultusunda gerçekleştirdiğimiz bir eylem başka bir kültürde “şoke edici bir katliam” etkisi yaratabilir, bunu söylemek istiyorum sadece.
Yoksa samimiyetsizlik listesinde ilk sıraya beni yazın.
Hem hayvansever olduğunu söyleyip hem de et yiyen, ocakbaşına oturduğunda kendini kaybedenlerdenim.
Aşamadığım, henüz aşamadığım bir çelişki!


*


Bütün dünya, özellikle de Batılı ülkeler Çin’de gerçekleşecek alçakça (fikrim değişmedi, değişmez!) katliama karşı çıkıyor, lanetliyor haklı olarak.
Ama her türlü hayvanı tüketmeyi de sürdürüyor.
Mesela bizim kültürümüzde at çok kıymetlidir değil mi?
Neredeyse genetik bir aşkla bağlıyızdır atlara. Emin olun Avrupalıların da büyük bölümü bizim gibi bakıyor atlara.
Ama Avustralya’dan İtalya’ya, Fransa’dan Brezilya’ya “medeni dünyanın” dört bir köşesinde her yıl on binlerce at sadece eti için hem de yasal olarak katlediliyor, eti kasaplarda yasal olarak satılıyor ve tüketiliyor.
Dünyaca ünlü şef Gordon Ramsay, 2007 yılında memleketi Britanya’da “At eti yemeliyiz; lezzetli ve sağlıklı” açıklamasını yapmıştı.
Hayvanseverlerin tepkisi, Londra’nın merkezindeki restoranının önüne kamyonla taşıdıkları bir ton at dışkısını boca etmek olmuştu.
Ama kamuoyu araştırmaları zaten 1930’lara kadar at eti yenen Britanya’da yaşayanların yüzde 80’inin “bunun fena bir fikir olmadığını” düşündüğünü ortaya koyuyordu.


*

Haberin Devamı


Bu anlattıklarımla Çin’deki katliama anlayışla yaklaştığım düşünülmesin.
Tam aksine nefretle kınıyorum ve anlayamıyorum bu vahşeti.
O balgözlere, o masumlara, o sevgiden başka isteği olmayan can dostlara yapılacak işkenceyi düşünmek bile istemiyorum, öfkeden gözlerim doluyor.
Ama kendimi samimiyet testine soktuğumda da içimdeki sesin “Sıfır! Otur yerine” dediğini duyuyorum.
Evcil veya değil herhangi bir hayvanın öldürülmesine tamamen karşı çıkmadıkça, kısacası hayvansal ürünlere tamamen kapıyı kapatmadıkça en azından kendi tepkimin saf ve erdemli olduğunu düşünemeyeceğim.
Elleri kırılsın o köpekleri, kedileri öldürecek olanların; son sözüm de bu olsun bu hususta!

Yazarın Tüm Yazıları