Sürgün

Sürgün deyince, suç işleyen ya da bulunduğu ortamın huzurunu bozduğu düşünülen bir çalışanın, istemediği başka bir “mekâna” atanması; rahatının, kurulu düzeninin bozulması, cezalandırılması geliyor aklımıza.

Haberin Devamı

O nedenle hepimiz korkarız sürgün olmaktan.
Yeni, tanımadığımız bir çevreye girmek, herkesin bakışlarına muhatap olmak; ev bulmak, taşınmak, yığınla sıkıntıyı göğüslemek elbette kolay değildir; ürkütücüdür, sancılıdır.

*

Sürgün kavramına bir de başka pencerelerden bakmalıyız.
Sürgünler gelir geçer, önemli değildir. Bazen daha da iyi olabilir; beklemediği, düşünmediği, hesaplamadığı kapılar açılabilir insana.
Oysa hepimizin bir iç dünyası var ve asıl gelgitler, asıl sürgünler burada yaşanıyor.
Kendi içimizde yaşıyoruz asıl büyük sürgünleri ve yine kendi içimiz, kendi sürgün yerimiz oluyor.
Çoğumuz farkında olmasak da, iç dünyamızdaki bu sürgünü hepimiz yaşıyoruz aslında.

*

Asıl sürgün yeri dünyadır, yaşamaktır.
Asıl buraya gelince, iyilerin yanında kötülerin de bulunduğu gerçeğiyle yüz yüze geliyoruz.
Buraya gelince kinlerin, kaprislerin, öfkelerin, intikamların insanların içinde bol bol barındığı karmaşık ve zor bir ortama geliyoruz.
Sezai Karakoç’un dediği gibi:
Senin kalbinden sürgün olduk ilkin / Bütün sürgünlüklerim bir bakıma bu sürgünün bir süreği

*

Gerçek yurdumuzdan, “kalbinden” çıkınca, bu dünyanın çetrefil oyunlarına atılınca bir kez, bütün hayatlar sürgüne dönüşüyor, herkes dünya sürgününün zor gerçekleriyle yüz yüze geliyor.

*

Sezai Karakoç umudunu korur:
Göğsünde sürgününü geri çağıran bir damar vardır / Senden umut kesmem kalbinde merhamet adlı bir çınar vardır.

*

Önemli olan, hayat denen bu büyük sürgünü nasıl karşıladığımızdır.
Önemli olan, bu hayat sürgününün bizi dizginleyip dizginleyemediğidir.
İçimizdeki şefkat, merhamet, adalet duygularının diğer duygulara üstün gelip gelmediğidir.
Sürgündeyken bir “iç muhasebe” ile kendimizi hesaba çekip çekmediğimizdir önemli olan.
Bu sürgünü, “yenilgi yenilgi büyüyen bir zafere” dönüştürüp dönüştüremediğimizdir.

*

Bu dünya sürgününün bir sırrı vardır elbette ve bu sırrı çözmektir önemli olan. Bunun için çaba sarf etmektir.
“Mekânlar” değildir önemli olan.
Nerede yaşadığımızın, ne işle meşgul olduğumuzun, ne kadar kazandığımızın da bir önemi yoktur.
Kalbimizi tanıyıp tanımadığımız, iyiliklerle buluşup buluşmadığımız, insanların hizmetinde olup olmadığımızdır önemli olan.
“Ülkendeki kuşlardan ne haber vardır / Mezarlardan bile yükselen bir bahar vardır.”
İç dünyamızdaki mücadele elbette sürecektir.
Umut da yerini daima koruyacaktır.
Ve bahar gelecektir.
“Mezarlardan bile yükselen bahar”la kalbimiz kazanacaktır.

*

Sezai Karakoç’un “Sürgün Ülkeden Başkentler Başkentine” şiirinin hepimizin dilinde dolaşan dizeleri:
Sakın kader deme kaderin üstünde bir kader vardır / Ne yapsalar boş göklerden gelen bir karar vardır.

*

Haberin Devamı

“Sakın kader deme kaderin üstünde bir kader vardır.”

Yazarın Tüm Yazıları