İslamcı aydınların üniversite için söyleyeceği hiçbir şey yok mu?

GEÇEN hafta bu köşede, eski YÖK Başkanı Prof. Dr. Kemal Gürüz’ün yeni çıkan ‘Medrese v. Üniversite’ kitabı vesilesiyle sordum: “Bizim medresemiz neden üniversite olamadı?”

Haberin Devamı

Yazıda bir de hata yaptım, İmam Gazali ile Harun Reşid’i aynı zamanda yaşattım. Hata tamamen benim dikkatsizliğim ve aceleciliğim yüzündendi.

Özellikle İslamcı aydın çevrelerden bazıları yazıdaki bu hata yüzünden haklı olarak beni eleştirdi ama yazının ana konusuna nedense ilgi gösteren olmadı aynı çevrede.


NEDEN GERİDE KALDIK?
Oysa soru belli: Medrese de üniversite de dini eğitim kurumları; ama medrese neredeyse sadece üretilmiş bilgiyi nakille yetinip yeni bilgi üretmezken, hele hele matematik ve felsefe dahil doğa bilimleriyle hemen hemen hiç ilgilenmezken üniversite bugünkü üniversiteye doğru yüzyıllar süren evrimine başlayabildi.

Neden böyle oldu?

Bu sorunun cevabını araştıran laikçi kesim genellikle suçu dinin kendisinde buluyor ve işi İslam’a hakarete kadar vardırma kolaycılığına sapan da bol bol var.

Bilmiyorum, belki laikçiler/pozitivistler işi dine hakarete vardırıyor diye savunma içgüdüsüyle, belki bu konuyu önemli görmediği için günümüz İslamcı aydınları, “Bizde neden felsefe, doğa bilimleri ve matematik hâlâ tu kaka sayılıyor” sorusuyla pek ilgilenmiyorlar.

Oysa soru bu.

USTALIĞIN YETMEDİĞİ AŞAMA
Sonuçta Osmanlı’nın gerileme ve nihayetinde de yok olmasının arkasındaki ana neden bilimle ilgilenmemek, bilimsel gelişmeleri izlememek.

Bunun en çarpıcı hali askeri teknolojilerde yaşanıyor.

Macaristan’dan bir usta getirip top döktürmek ve bu topları savaşta kullanmak Osmanlı’ya ciddi bir askeri avantaj sağlıyor uzunca bir süre ama bir süre sonra ustalığın yetmediği, hesap kitap uzmanlığının gerektirdiği askeri teknolojiler Batı’da yaygınlaşınca Osmanlı’nın askeri gerilemesi de başlıyor. Osmanlı ustadan uzmana, ustadan mühendislik eğitimine bir türlü geçemiyor.

Isaac Newton’un meşhur ‘Principia’sı Temmuz 1687’de yayımlandı. Kitabın piyasaya çıktığı tarihten sadece bir ay sonra Osmanlı ordusu Mohaç’ta Avusturya İmparatorluğu ordusunun önünde ağır bir yenilgiye uğradı. Ordu, padişah Avcı Mehmet’i bu yenilginin sorumlusu gördü ve İstanbul’a yürümeye kalktı; bu yüzden 2. Süleyman tahta geçti.


BİLİM SADECE ORDU İÇİN LAZIM DEĞİL
Osmanlı’nın varlığını koruma, hayatta kalma mücadelesi verdiği izleyen iki uzun yüzyıl boyunca Batı’da bilimsel düşünce sadece devletin değil sivil hayatın da her alanına yayıldı.

Ama Osmanlı, bilim ve teknolojinin sadece askeri alanda Batı ile arasındaki farka yol açtığını düşündü. O yüzden ülkemizde açılan ilk mühendislik mektepleri hep askeri mühendislik alanlarında oldu.

Bütün bunları konuşunca illa ‘Batı hayranı’ olmak, Batı’yı bir paket halinde topyekûn beğenmek gerekmiyor. Elbette tersi de, yani Batı’yı topyekûn reddetmek de gerekmiyor.


JAPONYA NASIL YAPTI?
Japonya, 19. yüzyıl ortasındaki Meiji Restorasyonu’na kadar Osmanlı’dan bile kötü durumdaydı; toplara, tüfeklere, buharlı ve zırhlı gemilere karşı kılıç ve okla savaşamayacaklarını kısa zamanda anladılar.

Bizim Tanzimat Fermanımızdan bile sonradır Meiji Restorasyonu ama 20. yüzyılın başında Japonya demir-çelik sanayisi olan, borsası ve ticareti gelişmiş, hatta emperyalist emellere sahip bir dünya gücü haline gelmeyi başardı.

1. Dünya Savaşı’nın mağlupları arasında Osmanlı gibi Japonya da vardı ama Osmanlı’nın küllerinden doğan Türkiye Cumhuriyeti derin bir fakirlikle boğuşurken Japonya eğitimli insan kaynağı sayesinde yeniden ayağa kalktı, 2. Dünya Savaşı’na girecek askeri donanımı üretmeyi başardı.

Benzer bir öyküyü Rusya için de Osmanlı kıyaslamasıyla anlatabilirim; sonuç değişmez: Osmanlı ve devamındaki Türkiye ile bizimle benzer zamanlarda modernleşmesini başlatan Japonya ve Rusya arasındaki fark, yaygın eğitim ve üniversite tarafından yaratılan farktır.

Türkiye’nin İslamcı aydınlarının da ülkemizin geri kalmışlığı ve bizim üniversiteyi bir türlü hâlâ yaratamamış olmamız hakkında söyleyecek bir şeyleri olmalı.

Yazarın Tüm Yazıları