İlk Müslüman, son Müslüman

İLK Müslüman nasıl bir insandı...

Haberin Devamı

Fiziki görünümünden başlayalım.
-Boyu çok uzun değilmiş... Çok kısa da değil.
Orta boylu olduğu anlatılıyor.
-Saçları hafif kıvrımlıymış ve her gün ihtimamla taranırmış.
Birisi seslendiğinde, sadece boynunu çevirmez, bütün bedeniyle dönüp bakarmış.
Son Müslüman, nesiller itibariyle, biraz daha uzun...


* * *


Kişilik özelliklerine bakalım.
-Yalan söylemezmiş. İnsanlara şaka yaparmış, ama şakayla bile olsa yalan söylemezmiş.
-Boş konuşmazmış. İnsanları kandıracak boş sözler söylemez, tutamayacağı sözler vermezmiş.
-İnsanlar arasında renk, dil, soy sop, yoksulluk zenginlik bakımından ayrım yapmazmış.
Üzülerek söylüyorum ama son Müslüman pek bu vasıflara uymuyor.
Kılık kıyafete gelince...
-Mali durumu elverdiği halde, öyle nakışlı, işlemeli pahalı ipek elbiseler giymezmiş.
-Uzun yıllar aynı sandaletleri giyermiş. Evde dikilmiş elbisesi, onu çölün gece ayazından bile zor koruyacak kadar inceymiş.
Vallahi, son Müslüman’ın üstü başı epey daha iyi.


* * *

Haberin Devamı


Gelelim dünyevi meselelere, dünya nimetlerinden yararlanma hallerine...
-İlk Müslüman, dönemine göre varlıklı bir insan sayılabilirdi.
Ama küçücük bir odada yaşadı.
İlk Müslüman o küçücük odada öldü.
O küçücük odanın altına gömüldü.
Son Müslüman’a gelince...
Gelelim de önce bu ilk ve son Müslümanlar kim ona bakalım ki yanlış bir anlama, alınma olmasın.
İlk Müslüman Hazreti Muhammed...
Son Müslüman ise Ortadoğu’nun son kralları, son diktatörleri, son emirleri, son sultanları...
Bin bilmem kaç küsur odalı saraylarda yaşıyorlar...
Mal varlıkları saymakla, harcamakla bitmiyor.
Kendileri dev uçaklarda, akrabaları, yakınları, çolukları çocukları ise altlarına serilen ikbal halılarının üzerinde uçuyorlar...


* * *


İlk Müslüman’ın küçük mütevazı odası, onun cennete açılan kapısı oldu.
Ama Ortadoğu’yu cehenneme çeviren son Müslümanların saraylarının kapısı nereye açılacaktır, onu sadece Allah bilir.

Zaytung tadında bir jöleli haberi

Haberin Devamı

HABER aynen şöyle:
“Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın ekonomiden sorumlu başdanışmanı Yiğit Bulut bugün Washington’da Amerikan Ticaret Odası üyeleriyle öğle yemeğinde bir araya geliyor. Bulut’un basına kapalı öğle yemeğinde Amerikan işadamlarıyla Türkiye ile Amerika arasındaki ticari ilişkileri ele alması bekleniyor.”
Haberi dünkü Hürriyet’in ekonomi sayfasında okudum.
Hissiyatım şudur:
-BİR İHTİMAL: Arkadaşlar, mizah kontenjanından Zaytung tadında bir “Jöleli haberi” yapmışlar.
-İKİNCİ BİR
İHTİMAL:
Amerikan Jöle Üreticileri Birliği toplantıya katılma kararı aldı ve reklamcılarıyla geldi.
-DÜŞÜK İHTİMAL: Amerikalı işadamları kafayı yedi, Jöleli’yi ciddi ciddi dinleyecekler.
-MUHTEMEL
İHTİMAL:
Amerikalı işadamları kafayı yemedi, öğle tatilinden istifade edip eğlenceli bir stand-up komedi seyretmek istediler.
-NOSTALJİK İHTİMAL: Artık bütün dünyada kaldırılan “freak show”ların son temsilini kaçırmamak istediler.
Merak ettim acaba telekinezi konusu da açıldı mı...

Haberin Devamı


Sevgili kardeşim, açalım mı o manşet sayfasını, ister misin


HEYYY... Erdal Şafak...
Sevgili kardeşim, Sabah gazetesinin genel yayın yönetmeni... Huu... Orada mısın... Hâlâ var mısın, hâlâ GYY misin...
Bak senin mahallenin, kendini külhanbeyi sanan yeni ‘Güdük Necmi’leri, benden manşet hesabı soruyorlar... Duydun mu, gördün mü...
Mustafa Karaalioğlu, malum dönemde Star gazetesinin genel yayın yönetmeni sendin değil mi...
Arkadaş, sen ne diyorsun bu işe...
Yani geçmiş manşetin faturasını çıkarma telaşına, paniğine...


* * *


Ahmet Altan, Ekrem Dumanlı kardeşlerim...
Biriniz, fena halde Taraf’tınız, ötekiniz tam Zaman’ındaydınız.
Tecrübeniz, bilginiz, hafızanız, yüz üzerinden yüz...
Siz ne diyorsunuz arkadaş...
Ne dersiniz, başlayalım mı “Açlık Oyunları” tadında yerli aranjman bir “manşetle adam asmaca” oyununa...

Haberin Devamı

Erdal, Mustafa, Ahmet, Ekrem kardeşim nereden başlayalım

NEREDEN başlayalım ‘manşetle adam asmaca’ oyunlarınıza...
-İntihara sürüklenen şerefli subaylardan mı...
-İftiralarla cezaevine atılan kanserli insanların trajedilerinden mi...
-Kibrinden kıl aldırmayan, bir “Aldatıldık” kelimesiyle geçiştirilen söndürülmüş hayatlardan mı.
-Melanet bavullarından mı.
-Aynı dudaktan çıkmış infaz emriyle atılmış manşetlerden, o manşetlerle 5 yıl Silivri zindanlarında tutulan insanların ve ailelerinin trajedilerinden mi.
-“Başbakan yardımcısına suikast”, “Cumhurbaşkanı’nın kızına suikast”, “Atatürk’ü İnönü zehirletti”, DHKP-C bereli Aydın Doğan pespayeliklerinden mi...
-Kabataş yalanları, camide içki içildi yalanları ve provokasyonları ile yaratılmak istenen 6-7 Eylül tarzı, Kahramanmaraş tarzı katliam tahriklerinden mi...
-Yoksa, o manşetlerle darmadağın edilip savaşamaz hale getirilen bir milli ordunun trajedisinden mi...
Söyle kardeşim, hangisinden başlayayım...

Haberin Devamı

Bu orduyu savaşamayacak hale kim ve nasıl düşürdü


HADİ
sana bir de ev ödevi vereyim.
Balyoz, Ergenekon, şu bu kumpasları ve manşetleri ile Türk ordusuna ne yaptınız, şu Ortadoğu cehennemi içinde hasıl savaşamaz hale getirdiniz, onun bir muhasebesini çıkardınız mı hiç. Sende o yürek ve vicdan yok ama zahmete girme, Hürriyet Pazar geçen hafta o çeteleyi çıkardı. Bak ne olmuş.
-İftiralardan 188 kurmay subay etkilendi.
-Kara Kuvvetleri’nden 45, Hava Kuvvetleri’nden 27, Deniz Kuvvetleri’nden 98, Jandarma’da 18 muvazzaf subay sanık durumuna düşürüldü.
-Çoğu emekliye sevk edildi. Kuvvet komutanı olacak isimlerin önü kesildi. Yıllarca içeride yattılar.
-Sadece Hava Kuvvetleri’nde 16 general gitti. Bu havacılardan sadece 4’ü görevine devam edebiliyor.
Anladın mı şimdi İranlı subaylar savaşırken senin ordun niye Süleyman Şah sandukası kaçırmaktan kahramanlık menkıbesi yazmaya çalışıyor diye.
O orduyu savaşamayacak hale getiren manşetleri kim açtı...
Biz de o sayfaları açalım mı şimdi.

Yazarın Tüm Yazıları