Biri siyah biri beyaz: Biri Metin biri Feyyaz

Ben onları ne zaman görsem dururum.

Haberin Devamı

Metin-Ali-Feyyaz’ı ne zaman görsem durur, bakarım. Evvel ezel. Yine durdum. Metin’in babasının cenazesindeki o fotoğrafı görünce öylece durdum. Durdum durdum baktım. Döndüm döndüm bi daha baktım.
Feyyaz, elbet koşup gelecekti, elbet Metin’in yanında olacaktı, elbet baş sağlığı dileyecekti arkadaşına. Ama bu o değil. Bu fotoğrafta başka bir şey var. Olması gerekenden fazlası var. Gerekmekten, görevden, şarttan şurttan filan çok fazlası. Ötesi var.
Sanırım sahicilik. Hasretinden öldüğümüz bir sahicilik var o fotoğrafta. Sevinmeyi de üzülmeyi de bir takım klişelere bağlamışız biz epeydir. Belli lafları etmeden vedalaşamıyoruz artık. Belli sözleri söylemeden hüzünlenmiş sayılmıyoruz. Sevmiş, sevilmiş olmuyoruz.
Ben öyle sıkıldım ki bu yalan dolandan anlatamam. Anlatmam lazım ama evet. Zira meselesi bu, bu yazının. Şöyle oluyor, gerçekten usta olsa bile, birine "usta" denmesine tahammül edemiyorum artık mesela. Can Yücel'e bile "Can Baba" dendi mi ürperiyorum. "Güle güle büyük usta, ışıklarla" cümlesini gördüm mü kaçacak yer arıyorum. Sonra daha fena oluyorum çünkü kaçacak yer yok biliyorum.

Haberin Devamı


"Sevgili" sözcüğünü duydum mu içim bi ayrı sıkılıyor. Biliyosunuz bizde, bir az ünlü, bir çok ünlüden "Sevgili" diye söz etmezse olmuyo. "Şarkının sözlerini, sağolsun sevgili Sezen Aksu yazdı" gibi. Dünyanın en şahane sözcüğünü "sevgili"yi, "Ben kendisini şahsen tanır severim, o da beni çok sever, sık sık görüşürüz" imasına kurban ettiler böyle diye diye. Baştan ayağa yapmacık.


O fotoğraf yerle bir ediyor bu yapmacıklığı. O fotoğraf kaçacak yer. O fotoğraf çok gerçek. Kim kimi teselli ediyor belli değil. Öyle karışmış. Feyyaz’ın yüzünde derin bir acı, Metin gülümsüyor. Feyyaz acıyı devralmış gibi. Metin’i gülümsetmek için. Çok acayip. Birbirinin gözünün içine böyle bakmak. Biri siyah biri beyaz, biri Metin biri Feyyaz. Baştan ayağa sahici.

Biri siyah biri beyaz: Biri Metin biri Feyyaz

Haberin Devamı


Belki de sırları hep buradaydı. Gol sevinçleri, hüzünleri, vedaları, pişmanlıkları hep sahiciydi. Klişenin tuzağına hiç saplanmamışlardı. Ben Feyyaz’ın, Süleyman Seba’ya yazdığı şu mektup gibisini ömrümde okumadım. Bu kadar gerçek, bu kadar içten, bu kadar yalansız:
“Ayda yılda bir gelirdi. Yeter de artardı bu geliş. Hepimizi karşısına alır, lafını ortaya söylerdi. Unutulmayacak sözler miydi yoksa onun sözleri mi unutulmazdı, anlamazdık. Sık değiştirmediği kahverengi ceketinin üst cebindeki mendili hep biz kirletirdik. Ya akan burnumuzu ya da kaçan gollerin ardında döktüğümüz gözyaşlarımızı silerdi o mendil. Çocuktuk işte… Ama büyük başkan bizi adam yerine koyar o şanlı formayı ısrarla bize giydirirdi. Adalelerimiz gözüksün diye kısa tuttuğumuz şortumuzu ve malzemeci Ahmet abimizden “Ne eeedecen” deyip verdiği tozlukları giyip, çivili kramponlarımızı da yandan bağladığımızda hakikaten koca adamlar gibi dururduk. Aslında bizi adam yapan o formaydı. ‘Şeyini şey yaptınız’ dediğinde biz neyi kastettiğini bilirdik. Lafını kısa keser, söylediğini de unutmazdı. Belki de hiçbir şeyi unutmadığı için unutulmaz olacak Sayın Seba. Ekranı da pek sevmezdi. Ne önünü ne de arkasını. Onu yazmak o kadar zor ki… Niye ki bu çabam? O’nu altın harflerle yazan tarihten daha iyi anlatamam ki…

Haberin Devamı


Ben, Metin-Ali'nin Feyyaz’ı, Rıza'nın ön direk takipçisi, Şifo’nun pas duvarı, Les Ferdinand’ın çapraz koşucusu, Samet abinin kibarı ben… Seni o aramıza giren herkesten çok seviyorum. Ve biliyorum ki sen de bu başına buyruk, inatçı evladını seviyorsun... Gitme büyük başkan sakın gitme... Çünkü ben sana gelemedim...”


Süleyman Seba gideli bir sene oluyor. Seba’nın, 1943 yılında Beşiktaş genç takımda başlayan yolculuğundan geriye, 1947’de İnönü Stadyumu’nun açılış maçında Beşiktaş’ın ilk golü, 4 İstanbul Ligi şampiyonluğu, 44 gol, 1957’de üyelik, 1963’te yöneticilik, 1984’ten 2000 yılına kadar 16 yıl Beşiktaş Başkanlığı. Bir tanesi namağlup, üç tanesi üst üste 5 Lig Şampiyonluğu, 4 Türkiye Kupası, 4 Cumhurbaşkanlığı Kupası, 2 Başbakanlık Kupası ve 6 TSYD Kupası kaldı.
Ama hiçbiri Baba Hakkı’dan alına alınmış o öpücük kadar kıymetli değildir herhalde. Şimdi o fotoğrafın yanına, Seba’nın yetiştirdiği çocukların bu enfes fotoğrafı eklendi.
Seba rahat rahat uyusun.

Yazarın Tüm Yazıları