Verimli bir ev hapsi

KAR İstanbul’u esir aldı!

Haberin Devamı

Çok normal, İstanbul gibi kalabalık ve bir yerden bir yere gitmenin normal havada bile dert olduğu bir şehirde, ulaşım sorunu böyle günler düşünülerek çözülmezse, insanlar yollarda, işyerlerinde mahsur kalır.Televizyonlardaki görüntüler, insanların dramatik bir kış masalı yaşadığını vurgulayarak hissettiriyor. Yapılan anonslarda, toplu taşıtların kullanılması tavsiye ediliyor. Onlardaki durum daha da vahim. Her gün işyerine giden ben, evde bir gün mahsur kaldığımda -zorunlu değil- birikmiş notlarımı düzenledim. Yarım kalmış yazılarımın devamı için notlar aldım, yeni kaynaklar ekledim. Ve Ahmet Muhip Dıranas’ın bir dizesini anımsadım: “Söylenmemiş aşkın güzelliğiyledir kâğıtlarda yarım bırakılmış şiir.”
Çeşitli yerlerde yaptığım konuşmaları okuyup, yazıya dönüştürme eylemine giriştim. Bazı yazılar beklemeye bırakılmalı, onların da demlenmesi gerekiyor. Kışa dair müzikler dinledim, Kuzey ülkelerinin kış romanlarından çizdiğim satırları okudum. Bir coğrafyanın edebiyattaki izdüşümünü düşündüm. Sarı Sıcak’tan Karlar Ülkesi’ne kısa bir gezinti. Bu dizeyi de unutmayalım: “Beyaz bir ölüm gibi yağıyordu kar”.
Zorunlu değil, tercih edilmiş bir mahsur kalıştı benimki. Haliyle, filmlerden kar sahneleri bir bir geçti gözümün önünden. Yaşar Kemal’in Yer Demir Gök Bakır’ını Zülfü Livaneli sinemaya aktarmıştı. Karlı gecelerin görüntüleri gözüme sinmiş. Birçok kimse katılmaz ama Orhan Pamuk’un en çok Kar romanını severim! Adı bile ayrı güzel!
Evde olunca ev hapsi’ni düşünüyor insan ister istemez. Zorunlu ev hapsi’ne mahkûm edilenlerin, ruhu kemiren yaşamlarını, edebiyat ve siyaset tarihinden örnekleri belleğimde tazeledim. Yıllar öncesinin ev hapsi’yle bugün arasında bir fark var mı? Belki de yerleşik deyişle, züğürt tesellisi. Hiç olmazsa şimdi, teknolojinin sağladığı olanaklarla, ev hapsi’ne katlanabilmek bu hapsi daha mı hafifletiyor?
Tecrit edilmek, belki de ruhu çürüten cezaların en korkuncu. Kendinizle mecburi baş başa kalış. Muhasebelerin en zalimi!
Tecrit benim tahammülümü aşan bir durum. Adalarda bile bu duyguya kapılırım, anakaradan uzaklaşmak, oraya varamamak beni korkutur. Madem ev hapsindeyim diyerek, bir temizleme harekâtı başlattım, elbette yarım kalacak. Gazetedeki çalışma odamdaki nâkıs teşebbüsler gibi...
Şu kar esaretinde, evde mahsur kalanlar bir günü nasıl geçirdiler? Hobileri var mıydı? Yoksa bu vesileyle bir hobi mi edindiler? Okuyamadıkları kitaplar, dinleyemedikleri müzikler için bir fırsat mıydı? Yoksa yan gelip yattılar mı?


* * *

Haberin Devamı


MUTLAKA böyle karlı günlerde, iki şairin şiiri zihnimde dolanır durur: biri Cenap Şahabettin’in Elhan-ı Şita’sı, diğeri de Ahmet Muhip Dıranas’ın Kar şiiri.
Biraz fantezi mi olur acaba yazdıklarım. Bunca meşakkatten sonra eve vardığınızda bu şiirleri okuyabilir misiniz? Fiziksel eziyeti bu şiirler hafifletir mi? Şehirde yaşayanların kara bakışı ile kasabada/köyde yaşayanların bakışını karşılaştırmak bile bana kalırsa bir züppelik. Aylarca kapanan köy yollarını, battaniyeye sarılmış gebe kadınların kızakla hastaneye yetiştirilmelerini, o karda yürüyerek okula giden çocukları, odunlar toplayıp soba yakarak ısınan köy okullarının öğrencilerini şehirdeki esaretle mukayese etmek! Boş uğraş. Şehrin nimetlerinden her zaman yararlanan bizlerin kısa süreli sıkıntılarını, buna karşılık yıllar önce Köy Enstitüleri’nde okuyanların çektiklerini düşünmek... Belki de evde kalmasam, kışı böyle düşünmezdim.


* * *

Haberin Devamı


NE zaman kar yağsa Müjde Ar’ın oynadığı, Ömer Kavur’un çektiği Ah Güzel İstanbul filminden bir kare gözümün önünde canlanır. Müjde Ar o karede çok sevdiğim bir türküyü seslendirir: “Pencereden kar geliyor / Arkama baktım yar geliyor”. Bu güzel türküyü Erkan Oğur da Gülün Kokusu Vardı albümünde seslendirmişti. Gene de kar hele geceleri beni hüzünlendiriyor.

Yazarın Tüm Yazıları