Dünya lideri ispat etmez, sadece söyler!

İSPANYA’da yayınlanan El Pais gazetesi, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Amerika kıtasını Müslüman denizciler keşfetti” sözleri üzerine “İddianı ispat et” çağrısında bulunmuş.

Haberin Devamı

El Pais gibi ciddiyetiyle tanınan bir gazetenin, “bir dünya liderini” tanımıyor olmasına hayret ettiğimi söylemeliyim.
Bir kere bizim Cumhurbaşkanımızın bir şey ispat etmeye ihtiyacı yoktur!
O her şeyi bilir, “büyük usta” unvanını bu nedenle kazanmıştır, ağzından çıkan söz kanun gibidir!
Mesela, Gezi protestoları sırasında, Kabataş’ta üstleri çıplak, siyah deri pantolonlu, başlarında siyah bandanalar ve ellerinde deri eldivenler olan 60–70 kişilik erkek grubunun, bir “başörtülü bacımızı” taciz ettiğini, dövdüğünü söyledi.
Bunun yalan olduğu, kadının fantezilerle süslü bir halüsinasyon görmüş olabileceği ortaya çıktı, ama o tınmadı bile! Aynı şeyi meydanlarda defalarca tekrarlayabildi. Yine aynı dönemde Wall Street’in işgalini gündeme getirdi, Amerika’da da polisin bu olaylar sırasında 17 kişiyi öldürdüğünü söyledi. ABD Büyükelçiliği bunu yalanladı ama bizim liderimizin bildiğini zaten kimse bilemez ki!
Gazetecileri işten attırdı, “İngiltere’de de hükümet gazete kapattı” dedi. İngilizler bunu yalanladı, ama biz kaçın kurduyuz, İngiliz’e mi inanacağız, Büyük Usta’ya mı?
Hayır Senor Antonio Cano!
Altı ay önce gazetenin Genel Yayın Müdürü oldunuz diye yürüyüşünüz değişse bize ne ama bir dünya liderini iddiasını ispata davet edemezsiniz, önce haddinizi bilin!
Onun söylediklerini ispat etmek gibi bir zorunluluğu yoktur.
O söyler biz dinleriz, o söyler biz dinleriz, o söyler biz dinleriz, o söyler biz dinleriz, ila ahirihi!

Haberin Devamı


Şeref, başörtüsü ile mi ilgili?

BAŞBAKAN Yardımcısı Bülent Arınç bir süredir ortalıkta görünmüyor diye merak ediyordum.
Başbakan Ahmet Davutoğlu, Avustralya’ya giderken en kıdemli Başbakan Yardımcısı olmasına rağmen vekâletini ona değil, Yalçın Akdoğan’a bırakınca da endişelenmiştim doğrusu!
Sonra baktım AKP’nin Sincan İlçe Kongresi’nde kürsüye çıkmış, rahatsız olmadığına sevindim.
Oradaki konuşmasında şöyle diyor: “Ey 28 Şubatçılar, yaşayın da görün! Parlamentoda 6 bayan milletvekilimiz başındaki şeref örtüsüyle parlamenterlik yapıyor!”
Birisi kadınlardan “bayan” diye söz edince, içimden “Kimi bayıyor bunlar” diye sormak geliyor ama bunu geçiyorum.
Bu “başındaki şeref örtüsü” meselesine takıldım.
Yanlış bilmiyorsam parlamentoda 79 kadın milletvekili var ve sadece altısı türbanlı olarak oturumlara katılıyor.
Bu durumda 73 kadın milletvekilinin başında bir “şeref örtüsü” olmadığını mı düşünmemiz gerekiyor diye merak ettim.
TBMM, halkın iradesini temsil eden bir organ ve orada görev yapan herkes, kadın ya da erkek olsun şerefli, onurlu bir görevi yerine getiriyor olmalı. Bazılarının başında “şeref örtüsü” var ve diğerlerinin yoksa, ortaya tuhaf bir durum çıkmıyor mu?
Baştaki örtüden ziyade “Orada ne yapıyorlar” konusuna eğilmek gerekmez mi?
Mesela yolsuzluklara karşı tutumları ne? Milletten aldıkları vekâlet görevini yerine getirirken, kendi özgür iradeleriyle mi hareket ediyorlar yoksa birileri ne söylerse ona göre mi parmak kaldırıyorlar?
Soruları arttırabilirim ama gerek yok.
TBMM’deki “örtüsüz” kadın milletvekilleri, bu “şeref örtüsü” konusunda ne düşünüyorlar acaba?
Yoksa Arınç uzun süredir sessiz kalınca “Bir şeyler söylemem gerekir” diye düşünüp yine mi “amacını aştı”?

Haberin Devamı

Muhalefet görevini yerine getirmek

BEN gazeteciliğe Ankara’da başladım. O vakitler TBMM’de bütçe görüşmelerinin yapıldığı komisyon toplantıları çok önemliydi. Daha sonra İstanbul’a taşındım, yönetici olarak görev yaptığım dönemde de bu görüşmeleri önemsedim, takip etmeye, Ankara’dan bununla ilgili olarak gelen haberleri okuyuculara yeterli doyuruculukla ulaştırmaya çalıştım.
Plan ve Bütçe Komisyonu’nda, bakanlıkların ve kamu kuruluşlarının bütçeleri görüşülür.
Bakanlar, bürokratlarıyla gelirler ve milletvekillerinin bütçe ile ilgili sorularını yanıtlarlar. Muhalefet, bu görüşmeler sayesinde neler olup bittiğini denetler, karşı görüşünü söyler ki halk da ülkeyi yöneten hükümetin ve muhalefetin somut durumlar karşısındaki tutumlarını öğrenebilsin. AKP iktidarının, TBMM faaliyetlerini önemsemediğini, yukarıda verilen kararları onaylayan bir parmak kaldır indir sistemine dönüştürdüğünü biliyoruz.
Ama muhalefet partilerinin de yeterli ciddiyetle bu işi üstlendiklerini söyleyemiyorum.
Komisyon toplantısına yüzünü kömürle boyayıp baretle gelmek, Tarım Bakanlığı bütçesi görüşülürken üzüm dağıtmak, kavga çıkarıp komisyon toplantısını terk etmek, komisyon salonunun orasına burasına pankart asmak, kusura bakmayın ama işin ciddiyetiyle uyuşmuyor.
Böyle olunca medyanın ilgisi kayıyor, komisyonda görüşülen hayati meseleler ile ilgili olarak muhalefetin ne dediği, iktidarın ne yanıt verdiği duyulmuyor.
Muhalefet milletvekilleri içinde görevini iyi yapıp çalışarak komisyon toplantısına gelen, meseleyi kişiselleştirmeden teknik eleştiriler ve öneriler getiren milletvekilleri elbette var ama onların ne dedikleri bu tür gösteriler öne çıktığı için kimseye ulaşmıyor. Geçen gün CHP milletvekili ve komisyon üyesi Prof. Dr. Aydın Ayaydın’a bunu sordum.
“Ben ve birkaç arkadaş daha karşılaştırmalı örnekler de vererek bütçe ile ilgili ciddi ve teknik eleştiriler yapıyoruz ama medyaya yansımıyor” dedi.
Bunun nedeni medyanın umursamazlığı mıdır, yoksa gösterinin asıl konuşmaların önüne geçmesi midir?
Sanıyorum, doğru yanıt “ikisi de” olmalı.

Yazarın Tüm Yazıları